Kanalıma Hoş Geldiniz, Şimdi Size Boğazımdaki Düğümü Anlatacağım (ya da This Is Not A Love Song)

Önce sen sandım. Ne zaman gidişini, bitişini düşünsem boğazıma oturan, yutamadığım, yutmaya çalıştıkça daha da büyüyen o düğüme benziyordu aylardır ne yaparsam yapayım geçmeyen bu his. Gözümün önündeki fotoğrafın siyah beyaza dönüşüp, dağılıp gideli çok olmuştu aslında. Başka bir şey olmalıydı bu seferkinin sebebi. Durup durup seni bulduğum, seni çözmeye çalıştığım başkaları da sebep olamazlardı. O kadar dokunmamışlardı bana ne de olsa. Hatta belki de hiç dokunmamışlardı. O zaman neden kırılgan sesli o adamın şarkılarını çekiyordu canım? Neden saçma sapan, duygu sömürüsü reklamlarda gözlerim doluyordu? Ve gitmek, açılmak, uzaklaşmak isterken neden kapanmış, kendi üstüne katlanmış buluyordum kendimi? Bu işte bir parmağın olmalıydı. Sana benzer bir şey vardı elimde. Edilememiş bir veda, bana ait olmayan bir son.

Bu ülke iyi davranmıyordu bize ne zamandır. Gerçeklerin üstünü tozlu bir duman bulutu kaplarken günbegün, ısrarla gerçekleri haykıranların hayatı daraltılıyor ve karartılıyordu. Biz (değişikler) alışkındık aslında bu coğrafyanın üvey çocuğu olmaya ama üveyin sınırları genişledikçe biz daha da dışarılara itiliyorduk. Koltuklarını kaybetmemek için birbirlerinin sırtını sıvazlayanlar aynı rengin farklı tonlarına dönüşmüşlerdi. Başka renkte olanların akıbetiyse hepimize örnek olsun diye en dibe sürüklenmek oluyordu. Siren sesi duymadan geçirdiğimiz gün olmamasının yanında hepimizi tek bir siren sesinin emrine sokmaya çalışıyorlardı.

Senin ülkende hiç siren sesi duymamıştık, hatırlıyor musun? Herkesin kafasında o ülkelere gitmek vardı şimdi. Henüz yaka paça atılmalar başlamamıştı (Benim sosyopolitik sınıfım için tabii, yoksa neler yaşandığını hem görüyor hem görmüyorduk) ama biliyorduk ki buranın adetiydi insanları evlerinden sürüp sonra da hiç yaşanmamış gibi yapmak. Hava giderek ağırlaşıyor, nefes almak zorlaşıyordu. Bense otoyolun ortasında, gelen kamyonun ışığıyla hipnotize olmuş tavşan gibi kalakalmıştım. Tamamen kendi seçimim olmasa bile geldiğim noktaya bağlanmıştım, nerede olduklarını tahmin bile edemediğim iplerle. Bir zamanlar sana bağlandığım gibi. Yerini bildiklerimi canımı acıta acıta kesmiştim ama yerini bilmediklerimi bulmak için çok eskilere gitmem gerekmişti. İlk travma anlarına. Yine aynı yerlere yolculuk görünüyordu.

Muhtemelen sana anlatmamışımdır, kendime bile terapi koltuğunda uzun bir zaman geçirdikten sonra itiraf edebilmiştim: Annem, ben çok küçükken, hafta içleri bir saat uzaklıktaki teyzem ve anneanneme bırakırmış beni. Çalıştığı için sadece hafta sonları almaya gelirmiş. Her terk edilişte istenmeyişin o karanlık kuyusuna düşmemin sebebi bu çıkmıştı seanslarda. Her hafta tekrar tekrar kopan, yalama olmuş bir bağ. Kopması gerektiği zamanlarda yokmuş gibi göründüğü için bir türlü kopamayan o bağ. Hayaletlerle savaşılmıyor. Seni de sahip olamadığım o bağın yerine koymuştum farkında olmadan. Bu yüzden bu kadar canımı acıtmış gidişin. Hayalet ete, kana bürünmüş seninle.

Yaşadığımız kara parçasıyla da benzer bağlar kuruyoruz ister istemez. Toprağa ana denmesi, içinde beslendiğimiz kadınla üstünde beslendiğimiz kara parçasını benzetmemiz tesadüf değil. Anneni seçemediğin gibi üstüne doğduğun kara parçasını da seçemiyorsun. Elinde olmadan, seni ne kadar kabul etmese, dışarıda bıraksa da bakış açısına bir tür alışkanlık geliştiriyorsun. Yine sen ne kadar reddetsen de orada duran, hayalet bir bağ. Senin varoluşunu da içine alan başka seçeneklerin olduğunu bilsen de göbek bağını kesmeden gidemiyorsun. O bağ seni olduğun yere mıhlıyor.

Yine bir hayaleti kovalıyorum anlayacağın. Ama bu sefer sende yaptığım hatayı, hayaleti ete kana büründüren o büyüyü kullanmamam lazım, biliyorum. Yanıltıcı çünkü hayaletin başka bir şekle girmesi, başka bir surette bir maske olarak varlığını sürdürmesi. Havaya sinirlenip onu kesemediğin için kılıcı masum bir ağaca saplamak gibi. Hayaleti bulmanın da bir yolu yok. Geçen zaman bunu da öğretti bana. Bulmanın önemsizliğini kavrayana kadar şimdilik tavşanlığa devam. Kamyonun ışıklarının giderek büyüdüğünü görsem de korkuyu atlatmadan hipnoz geçmeyecek çünkü.

Sen nasılsın?

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s