Ben Büyüyünce Or(Ro)man Olacağım

Neredeyim, ben de bilmiyorum. Bir ormanın içindeyim. Sonsuz ormanlardan birinde, orman yer açtığınca, içimdeki ormanın genişliğince. Diğer ormanları göremediğim için nerede olduğumu bilmeyişim. Kayıp değilim yoksa. Kaybolmak dönüş yolunu bulamamakla başlar. Orman dışında dönecek başka bir yer bilmediğim gibi, kendisi geri dönecek bir yer aramayı gerektirmeyecek kadar da güzel. Hepimiz birbirimizin içindeyiz, ben bu ormanın içindeyim ve içimde bir orman taşıyorum, bu orman başka başka ormanların içinde. İçindeliğin insana verdiği laubali samimiyet. İçinde ve içindesin diye hakkında her şeyi bilebilirmişsin hissi. Oysa birbirimizin dillerine uzaklaşmışız ne zamandır. Dillerimiz doğmuş, büyümüş, ölmüş ve tekrar doğmuş başka başka şekillerde. Tıpkı orman gibi. Bizse kendi dilimizin döngüsüne kapılıp diğerlerine yabancı kalmışız.

Dallardan sızan güneş ışığının oynadığı oyunları izliyorum. Büyülenmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Şu anki şeklimle o ışığın güzelliğine ulaşmamın imkanı yok. Getirdiği bilgileri de anlamıyorum, dili insan diline çevirildiğinde eksiliyor, çarpılıyor. Suya düşen parçaları gibi kırılıyor. Işıkla ışığın dilinde konuşmaksa imkansız. Aynı düzlemin varlıkları değiliz bir kere. Ben görebildiğim tek ormanı bile onun sayesinde görebiliyorum.

Ağaç kabuklarının anlattığı hikayelere kulak veriyorum. Her bir lifin, her bir çizginin bir ağızdan anlattığı hikayelere. İnsanın doğanın dışına çıktığı zamanları geçtim, daha sahnede bile olmadığı zamanlardan beri anlatılan, artık çok az varlığın anlayabildiği. Müziğinin güzelliğini takdir edebilsem de anlayabildiğim bir dil değil. İçimdeki ormanın kaba saba diline alışkınım daha çok. İki dilin birbirine daha yakın olduğu zamanları özlüyoruz beraber.

Toprağın altında bin yıllardır iç içe yaşayan köklerin titreşimlerine dokunuyorum. İnsanların yeryüzünde yürüdüğü yollar gibi içinde olana karmaşık, uzaktan bakana tek. Bizim, sırf kendimizi üstün hissetmek için döktüğümüz katmer katmer betonların da altında kalan, daha kadim titreşimlerle akraba. Şimdi bile o karanlıktan ışığa çıktıklarında gözümüzü alamadığımız parıltılı büyülerin zamanından kalan.

Bütün bu temaşaya rağmen hala tek bir orman var önümde. Onu dinledikçe ışık olup yapraklardan süzülmek, dal olup ağaçların hikayelerine katılmak, toprak olup kökleri titretmek istiyorum. Ama ormanın dilini unutmuş, betonlarla çevresini örmüş, o betonlara kendini hapsetmiş türdenim: İnsanım. Tek yapabildiğim içimdeki ormanın sığlığı izin verdikçe ormanın büyüklüğünün hayalini kurmak. Orman olduğum günleri özlemek.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s