üç

oysa yeni değildi hiçbiri

ne benim senden istediğim

ne senin benden istediğin

ne onun senden istediği

ne aşık olmak

ne şahit olmak

ne de kahraman

bu çökmüş kireç

bu kendi sırtına vurulan kırbaç

bu uçuruma giden yol

sırtımı dönemediğim

yeni değildi

her tanrının bir oğlu vardı

bir de diğeri

üçüncüsü

cehennemin kapısında

seni bekleyen

kendi yüzün

 

aşk bazen

kendini cezalandırma çabasından ibaretti

kişiye özel bir cehennem

Reklamlar

‘şey’ çocuk

bütün sayıları kalansız bölersem

sonuç hep çift sayı çıkarsa

el yazım eğik, şiirlerim kafiyeli olursa

tek kanallı televizyon ekranlarıyla

kirli beyaz yün içlikler arsına sıkışmış

iç oyucu karanlık

vurmayacakmış bana

saklanan, tek kişilik yatak altlarında

bu çocuk biraz ‘şey’ gibi okulu

başlayacak sabaha

hafta içi her sabah

bu çocuk biraz ‘şey’

komşunun çocukları

hiç değil, asla!

defterlerimin hepsi

kağıt kesiği kaplanırsa

servise hiç geç kalmazsam

seni takip etmezsem, tenefüslerde

mavi önlüğüme, senin elinle açılan yarayı

kimseye göstermezsem

çok sevecekmiş herkes beni

annecik, babacık

sen bile hatta

serviste sana yer ayırdığımda

arkadaşların gülmüştü ‘şey’ çocuğa

sen de onlarla

o yüzden ‘şey’ çocuk

oturur hep en arkada

bir yanı hep boş

 

ay

sana doğru çekilen sularımı

sınırlarına çekmek için

bir sebep bulmalıydım

sense utangaç ay tanrıçalarından bahsediyordun

benim tanrıçalarımsa

karanlık tarafta oturuyordu ekseriya

ya seni oklarıyla vurup

gözümden düşürmem

kendimi kurtarmam gerekiyordu

ya kendimi kanatacak

kurbanlarını verip seslerini susturacaktım

kendimi seçtim

 

ihtiyaç

bu gece bir büyü gerek bana

şarabın ve yıldızların altında

hepimizi yok etme ihtimali olan bir felaket ufuktayken

sırtını o felakete dayayıp

içimdeki seni çözecek

düşen kelimeleri yerine koyacak bir büyü

oysa ezberimdekilerin hiçbiri geçmiyor içimden

senin hiç bilmediğim şarkıların var

bir tek onlar kulaklarımda

ouroboros

kuyruğunu ısırmış aç canavar

seni de yutmasın diye

gölgenin sınırında, parmak ucunda yürüyorum

kirpiklerinin tülüne dokunan meltem hızında

 

sen beni göreme, bulama diye

gözünün en kör noktasında duruyorum

 

ışığını tüketmiş bir hayalete dönüşürken, gitgide

aslında biraz da acıdan kaçıyorum

 

dört yaşımın sarı etekli günlerinin

eksik hafta sonlarından beri

varlığını özlediğimi sanarak

yokluğuna bağlanıyorum

 

 

 

içanne

içimdeki anneye oynuyorsun sen

ki ben kendisini hiç sevmem

istiyorsun ki sen her güneşte kaldığında

yüzüne krem sürsün

sütünü sıcak, alkolünü soğuk tutsun

yıldızlı gecelerde sana

içinden yıldızlar saçan hikayeler okusun

ama seni yakmasın

ne güneşin sıcaklığı

ne sütün acılığı

ne de yıldızların parlaklığı

bilmiyorsun ki annenin bütün ilgisi

saklamak için sevgisizliğini

aman da sevgi parçacıklarının hiçbiri

babacığa gitmesin diye

seni bir kutuya kapatıp

burun deliklerine kadar şekerlemeler sokması

bu yüzden

o da isterdi birileri ona ölü böcekler getirsin ama

gördüğünden bir adım öteye gidemedi

bir gün sen de ölü böceklere merak salarsan

buluşabiliriz belki

göbek bağlarından bağımsız bir aşk için