ay

sana doğru çekilen sularımı

sınırlarına çekmek için

bir sebep bulmalıydım

sense utangaç ay tanrıçalarından bahsediyordun

benim tanrıçalarımsa

karanlık tarafta oturuyordu ekseriya

ya seni oklarıyla vurup

gözümden düşürmem

kendimi kurtarmam gerekiyordu

ya kendimi kanatacak

kurbanlarını verip seslerini susturacaktım

kendimi seçtim

 

Reklamlar

ihtiyaç

bu gece bir büyü gerek bana

şarabın ve yıldızların altında

hepimizi yok etme ihtimali olan bir felaket ufuktayken

sırtını o felakete dayayıp

içimdeki seni çözecek

düşen kelimeleri yerine koyacak bir büyü

oysa ezberimdekilerin hiçbiri geçmiyor içimden

senin hiç bilmediğim şarkıların var

bir tek onlar kulaklarımda

ouroboros

kuyruğunu ısırmış aç canavar

seni de yutmasın diye

gölgenin sınırında, parmak ucunda yürüyorum

kirpiklerinin tülüne dokunan meltem hızında

 

sen beni göreme, bulama diye

gözünün en kör noktasında duruyorum

 

ışığını tüketmiş bir hayalete dönüşürken, gitgide

aslında biraz da acıdan kaçıyorum

 

dört yaşımın sarı etekli günlerinin

eksik hafta sonlarından beri

varlığını özlediğimi sanarak

yokluğuna bağlanıyorum

 

 

 

içanne

içimdeki anneye oynuyorsun sen

ki ben kendisini hiç sevmem

istiyorsun ki sen her güneşte kaldığında

yüzüne krem sürsün

sütünü sıcak, alkolünü soğuk tutsun

yıldızlı gecelerde sana

içinden yıldızlar saçan hikayeler okusun

ama seni yakmasın

ne güneşin sıcaklığı

ne sütün acılığı

ne de yıldızların parlaklığı

bilmiyorsun ki annenin bütün ilgisi

saklamak için sevgisizliğini

aman da sevgi parçacıklarının hiçbiri

babacığa gitmesin diye

seni bir kutuya kapatıp

burun deliklerine kadar şekerlemeler sokması

bu yüzden

o da isterdi birileri ona ölü böcekler getirsin ama

gördüğünden bir adım öteye gidemedi

bir gün sen de ölü böceklere merak salarsan

buluşabiliriz belki

göbek bağlarından bağımsız bir aşk için

nakit: 1 büyük su

hep iki kişiydiler

ikiden başka sayı yokmuş gibi

adımın iki parçasıydılar

biriyle aynı hayvanları ve şarkıları sevmekten başka

hiç ortak yönümüz yoktu aslında

bir de beni sevmemekten başka

yine de rüyalarımda

bir tek onun zarif ve karanlık silüetini görüyordum

çünkü ölüm aşktan daha ağırdı her zaman

diğerinin beni öpmekle hiçbir sorunu yoktu

rüyalarımda uçmaya çalışmakla zaman kaybetmiyor olsaydım belki

sevebilirdi bile beni

tünelin sonundaki ışığı görebilseydim

yokuşu çıkabilseydim belki

bense sadece bekliyordum

başka evrenlerin imkansız dalgalarının

beni alıp götürmelerini

ikinin arasında

aşk ve ölüm

ışık ve karanlık

anne/baba ve baba/anne

bir avuç hiçin ortasında

 

 

 

 

huzursuz bacak

annesinin sütten kestiği bir kedi yavrusunu sevmek dururken

huzursuz bacak sendromu olan birinin dizine başımı yaslamaya çalışıyordum

gökyüzü ‘adam’ şarkısını çalıyordu

geçer gibi yapan zamanın büyük çoğunluğunda olduğu gibi

ve adamlar hep eksikti

belki de bu yüzden kendi boşluğumu onlarda buluyordum

dolunay geliyordu

neyse ki